Şehzade Abdürrahim ve Saray Ressamı Zonaro

  • May 23, 2016

Alman İmparatoru II.Willhelm’in II. Abdülhamid’e armağanı KPM marka vazo

ŞEHZADE  ABDÜRRAHİM ve SARAY RESSAMI ZONARO

Erol Makzume

Sultan II. Abdülhamid’in gürcü kökenli eşi Peyveste Hanımefendi’den olan 5.ci oğlu Abdürrahim Hayri Efendi (1894-1952) Yıldız Sarayı’nda dünyaya geldi. Padişahın, ilerisi için güvendiği ve en sevdiği evlatlarındandı.

BABASINA DÜŞKÜNDÜ…

Altı yaşından itibaren Cuma Selamlığı’nda ve törenlerde babasının arkasında asker üniforması ile saf alan Şehzade, henüz boyu bir metreyi geçmediği halde giydiği üniforma, mahmuzlu çizmeleri, kılıcı, göğsündeki nişanları ve beden diliyle gerçek bir topçu subayını andırıyordu.  Genç yaştan itibaren çok düşkün olduğu babasının en büyük destekçisi ve savunucusu oldu. 1908 yılında, henüz on beş yaşında iken Abdülhamid’in tahttan indirilmesiyle Selanik’e ailesiyle gitti ve diğer şehzadelere göre babasının bu zor

Sultanın Oğlu Abdürrahim Efendi

döneminde kendisiyle daha fazla zaman geçirme fırsatı buldu.

ZONARO’NUN İKİ PORTRESİ…

1896 yılında II. Abdülhamid tarafından kendisine “Ressamı Hazret-i Şehriyarı ” ünvanı verilerek sarayda Osmanlı Saray Ressamı görevine getirilen İtalyan sanatçı Fausto Zonaro, II. Abdülhamid’in iradesi üzerine ilk aile portresini kızı Refia Sultan için 1897’de tamamladı. 1900 yılında Padişah,  mabeynci İzzet Holo Paşa aracılığı ile, Zonaro’dan bu defa favori oğlu Abdürrahim Efendi’nin portresini askeri üniformasıyla yapmasını istedi.

Zonaro hatıratında şehzadenin portresini yapmanın başlı başına bir sorun olduğunu değinerek  “Beş dakikacık durmuyor, hatta telaşa kapıldığı zamanlar bile oluyor… resim yaptığım tuvale boya sürmeyi heves ediyordu ” kelimeleri ile ve davranışını özellikle doğu kültüründe eğiticilerin karşı gelemediği küçük şehzade yaramazlıkları olarak tanımlıyordu. ” Fırsattan yararlanarak şehzadenin iki resmini yaptım, bir tuvalin üzerinde sürdüğü boyaları düzeltiyor, tekrar boyuyor, diğerinde ise çalışmamı kolayca yürütüyordum” diyen sanatçı, tablolar     tamamlandığında biri Harem dairesinde, diğeri Selamlık’ta Padişah’ın bir odasına asıldı. İki tuvalin hangisinin altında Şehzade’nin fırçasından boya izleri kaldığı bilinmemekle birlikte bilimsel analizlerle bunun bir gün ortaya çıkma olasılığı bulunmaktadır.

Tablolarda, Osmanlı üniformalı Şehzade’nin arkasında batılılaşma izleri

İki tabloyu ayıran detayların başında, eserlerin fonunda yer alan porselen objeler oldu. Bir portrenin arkasında Berlin Kraliyet Fabrikası, (KPM) yapımı büyük bir porselen vazo, diğerinde Sevres Kraliyet Fabrikası’nın ürünü bisküvi porselenden yapılmış iki köpeği tutan bir erkek figüründen oluşan heykel betimlenmişti. İmparator II. Wilhelm’in Sultan Abdülhamid’e armağanı olan KPM marka vazo armudi gövdeli, beyaz zemin üzerinde mavi renkte bitkisel motiflerle bezeli olup, iki yanında kabartma aslan kafaları bulunmaktadır. Vazo asker ailelerine yardım için Sultan Reşat tarafından düzenlenen bir kermeste satışa sunulmuş ama satılamamıştır. İki özel porselen obje, yüzyılı aşkın süre sonra, Dolmabahçe Sarayı’nda hala sergilenmektedir.

İYİ BİR ASKER İDİ…

17 yaşında Askeri okulda okuduğu yıllarda Osmanlı Bankası kaydı

Askerliğe çocuk yaşlarından itibaren beri merak saran ve yatkın olan Şehzade Abdürrahim Harbiye Askeri Okulunun Pangaltı’daki şehzadelere özel kısmını tamamladıktan sonra, sonra Alman İmparatoru II. Willhelm’in hassa alayında topçu üsteğmeni olarak staj gördü. Birinci Dünya Harbinde, albay rütbesiyle, topçu alay kumandanlığına kadar yükseldi. Çanakkale, Galiçya ve Filistin cephelerinde topçu batarya komutanı olarak görev ve önemli başarılar elde etti. Fransızca ve Almancayı iyi konuşan Şehzade o yıllarda başarılı bir asker ve geleceği parlak bir şehzade olarak görülüyor, halk tarafından çok beğeniliyordu.

 

MÜZİK VE RESİM SEVDASI…  

Kermes kataloğunda KPM vazonun olduğu sayfa

Sanat tutkunu olan Şehzade, muziki Hümayunda görevli Batı muzikisi hocası İspanyol Aranda Paşa ile Milli Marş’ımızın orkestrasyonunu yapan maestro-besteci Edgar Manas Efendi’den müzik eğitimi aldı. Bu dala merakı sayesinde orkestra yönetecek kabiliyette ve bestekar derecesinde müzik bilgisine sahipti: piyano, mandolin ve viyolonçelo çalardı. 1918’de Viyana’da kendisine gösterilen bir çalgının ismini ve bunun yalnızca Wagner’in az bilinen Rienzi operasında kullanıldığını söyleyince, Avusturyalılar bilgisine hayran kalmıştı. İlk resim denemelerini ressam Fausto Zonaro ile yapan Şehzade, resimde kara kalem, pastel ve yağlıboyayı iyi kullanarak manzara çalışmalarında beğeni topladı. İstanbul’a ilk seyahatini 1900 yılında İtalya veliahdı olarak yapan Vittorio Emanuele III, on yıl sonra kral ünvanı ile yatıyla İstanbul’a tekrar geldiğinde, Şehzade’nin armağanı yağlı tabloyu çok beğenerek teşekkürlerini ifade etmek üzere kendisine bir gümüş kalem seti hediye etmişti.

MUSTAFA KEMAL TARAFINDAN BEĞENİLİYORDU…

Saltanat sürecek olsaydı, Mustafa Kemal (Atatürk) yetenekli ve uysal tabiatlı bulduğu Şehzade’yi tahta en uygun aday gördüğü söylenir.  1922’de Ankara Hükümeti’nin saltanatı kaldırması sonrası, aday olmamasına rağmen Halifelik için yapılan ön seçimde kendisine oy verildi ama kendisinden yaşça kıdemli olan Şehzade II. Abdülmecid halife ilan edildi. 1919 yılında Kavalalı Abbas Hilmi Paşa’nın kızı Nebile Emine Hanımefendi ile evlenen Şehzade’nin bu birlikteliğinden Mihrişah Selçuk Sultan dünyaya geldi. Çift dört yıllık evlilikten sonra 1923’te ayrıldı.

1924’ten itibaren sürgünde yaşayan Şehzade Roma’da bir süre kaldıktan sonra Paris’te, Boulevard Murat 55 nolu dairede,annesi ile uzun yıllar yaşadı, fırsat bulduğunda Kahire’ye kızını ziyarete gitti. Annesinin kaybından beş yıl sonra, ekonomik durumu giderek kötüleşince 28 yıllık sürgün hayatı sonunda, 1952’de, bunalımdan kurtulamayarak kaldığı Saint-Honoré otelinde intihar etti. Kızı ve Paris’te oturan diğer hanedan mensuplarının yardımıyla, Paris’in Müslüman mezarlığı Bobigny’de toprağa verildi.

GELECEĞİ PARLAK BİR ŞEHZADE İDİ…

Osmanlı İmparatorluğu’nun son evresinde yaşamı talihsiz ve buhranlı bir döneme denk gelen, bugün Paris’teki mezar taşında ismi silinmiş, unutulmuş olan hanedan mensubu Abdürrahim Efendi, saltanatın sürdürülmesi ve tahta geçmesiyle belki de Birinci Dünya Savaşı ertesinde değişmekte olan bir dünyada bütünleşmeyi sağlayabilecek, Osmanlı İmparatorluğunu toparlayabilecek ve tekrar güçlü kılabilecek yegane ismi olarak görülüyordu. Cephelerde fiilen savaşmış, mütareke döneminde hükümette başarılı görevler üstlenmiş, yüksek etik ve moral değerleri, kendine özgü yumuşak yapısı ile kendini halka kabul ettirmiş, saygı duyulan bir Şehzade idi. Henüz altı yaşında iken Padişah’ın iradesi ile Şehzade’yi topçu üniformasında resmeden Zonaro’nun portreleri, imparatorluğun çöküşünün giderek hızlandığı bir mecrada Sultan II. Abdülhamid’in inanmak ve ebedileştirmek istediği bir umut yansıması olarak algılanabilir mi ?